güzel bir hikaye

4/3/2007 ·

 

" 19/11/2000 anisina gecenin 04,30unda kasetten dikte edilen guzel
bir  hikayedir . . ! "
1950’li yillarda ingiltere’de Ewan isminde yakisikli 21
yasinda bir  delikanli kore’de bulunan birligine teslim olmak üzere
askere
gidecektir.dogup büyüdügü yerden ayrilacak olan Ewan’in cani sikkin
oldugu  halde kütüphaneye gider ilgisini çaken bir kitabi alip okumaya
koyulur.kitapta alti çizili ve de sayfanin yanina alinmis küçük notlar
oldukça sasirtir Ewan’i zira kendi düsünceleriyle bire bir
örtüsmektedir.merakini gidermek adina kütphne müd.’ Ne gider ve
kendisinden  önce ayni kitabi okuyan kisinin kim oldugunu ögrenir.Holy
adinda bir  kadindir.Holy’nin adresini alan Ewan ona yazismak
istedigini belirten bir  mektup yazar.cevap olumludur.2 yil süren
askerligi boyunca Ewan ile Holy  yogun duygular içinde yazisirlar,gelen
her mektupla birbirlerine daha çok  yakinlasir bu yakinlasma duygusal bir
baga dönüsür zamanla,binlerce mektup  duygularina tercüman olur
zamanla.Ewan dönmeden önce son mektubunda holy’den  gelince
kendisini tanimak için bir resmini ister.Holy; bunca zaman  birbirlerini
görmeden bu yogunlugu yasadiklarini dolayisiyla buna gerek
olmadigini,yakasina bir KARANFIL takacagini ve böylece taniyabilecegini
söyler.Tren garinda bulusma ani gelir çatar 2 yil sonunda,tren’den
inen Ewan  karsidan kendisine dogru gelmekte olan sarisin,uzun
boylu,düzgün vucut  hatlarina sahip,MAVI(deniz) GOZLU mavi elbiseli güzel
bir kizi farkeder,bu  hayatinda gördügü hatta belki de görebilecegi en
güzel kizdir Ewan için,  ancak heyecanlanan Ewan kizin yakasinda KARANFIL
olmadigini farkeder,bu  arada yanina kadar gelen güzel kiz;
-Merhaba DENIZCI(_sandaLci_) benimle gelmek ister misin diye teklifte
bulunur.bu durum karsisinda çok sasiran ve de heyecanlanan Ewan güzel
kizin  omuz hizasindan uzakta yakasinda KARANFILbulunan
kisa,tiknaz,sisman,salas  giyimli bakimsiz gri saçlari daginik ,kalin
bilekli bilekli Holy’i farkeder  Çeliskiler içindeki Ewan bir
tarafta duygusal olarak müthis
etkilendigi,ruhunun diger parçasi diye düsündügü,2 yildir bulusacagi g
ünün  hayaliyle yasadigi kiz,diger tarafta çok begendigi,o güne kadar hiç
görmedigi kadar ve belkide bir daha hiç göremeyacagi kadar güzel bir kizin
 teklifi.Bir an için tereddüt eden Ewan güzel sarisin kizin omuzunun
yanindan  geçerek Holy’e dogru ilerler,yanina geldiginde;-Merhaba
Holy der.Kiz; -Pardon ben Holy degilim der.az önce yanima gelen mavi
elbiseli sarisin kiz  yakama bu KARANFILI takarak,gelen kisiye
“BUNUN HAYATININ SINAVI OLDUGUNU,  EGER ISTERSE KENDISINI
GAR’IN ÇIKISINDAKI CAFE’DE BEKLEDIGINI”söylememi  istedi
der.

Yorum (9) Yorum yaz!

ders alınacak bir hikaye:)

4/3/2007 ·

Mori Schwartz, hayat dolu bir üniversite profesörü...
1994'te vücudunda bir gariplik hissetmiş. 60'lık vücudu
artık dans derslerini kaldıramayacak kadar bitkinleşmiş.
Doktora gittiğinde yakında öleceği haberini almış: Hastalık
Mori'yi tekerlekli sandalyeye bağlamış. Dersleri bırakmış,
evdeki bakıcının kollarında bebekliğe yeniden dönmüş.
Kucaklanıp kaldırılır, başkası tarafından yıkanır,
poposu pudralanır olmuş. Düşünmüş o zaman:
"Kendimi bırakıp yok olmayı mı bekleyeyim, yoksa kalan
zamanımı en iyi şekilde değerlendireyim mi?" Sonunda
ölümünden utanmamaya ve yaşamla ölüm arasındaki
son köprünün bütün ayrıntılarını anlatmaya karar vermiş.
Hayattaki son dersi, "kendi ölümü" olacakmış.

Önce sevdiklerini toplayıp, onlara bir "canlı cenaze töreni"
düzenlemiş. Bizim ancak ölenlerin ardından yaptığımız
sevgi konuşmalarını hayattayken dinleme ve gönlünce
cevap verme şansını yaratmış. ABC televizyonunun ünlü
haber sunucusu Ted Koppel'ın programına konuk olunca üne
kavuşmuş. Dünyanın dört bir yanından mektup yazan, röportaja
gelen insanlar ona "son yolculuk"u sormaya başlamışlar.
Mori'nin bu sorulara verdiği yanıtlar Türkçede de yayımlandı.
(Mitch Albom, "Öğretmenim Mori'yle Salı Buluşmaları",
Boyner Y. 1997) Birbirinden ilginç o yanıtlardan
benim aklımda kalan ders şu oldu:

"Herkes öleceğini bilir, ama kimse buna inanmak istemez.
Oysa öleceğimize inansak, bazı şeyleri farklı yapardık.
İnsan ölmeyi öğrenince yaşamayı da öğrenmiş oluyor. Budistlerin
yaptığını yap ve her sabah omuzundaki küçük kuşa sor:
- O gün, bugün mü?
Hazır mıyım? Olmak istediğim insan mıyım? Kariyer, iyi maaş,
araba ve ev taksitleri... Hayattan istediğim şey bu mu?"

"Şuraya uzanmış yavaş yavaş ölürken rahatlıkla söyleyebilirim ki,
istediğin kadar güce ya da paraya sahip ol, yaşamı satın alamazsın."
diyor Mori... "- Son bir 24 saatin olsa ne yapmak isterdin?"
sorusuna ise herkesi şaşırtacak kadar sade bir cevap veriyor:

"- Sabah kalkar, jimnastiğimi yapar, ardından çörek ve çayla
kahvaltı eder, yüzmeye giderdim. Sonra arkadaşlarımı evde
güzel bir öğle yemeğine davet eder, onlara ne kadar değer
verdiğimi anlatırdım. Ardından ağaçlıklı bir bahçede yürüyüp
renkleri, kuşları seyreder, doğayı içime çekerdim.
Akşam sevdiklerimle bir restorana gidip yemek yer ve
en güzel kızlarla tükeninceye dek dans ederdim.
Ardından eve gelir mükemmel bir uyku çekerdim."

Sizin bunları yapacak vaktiniz var. Bütün yapmanız gereken
arada bir omuzunuza bir bakış atıp sormak:
"Bugün mü küçük kuş, bugün mü?"

Yorum (3) Yorum yaz!

Bilim adamlarının gördüğü hayalet!!!

4/3/2007 ·

Bilim adamlarının gördüğü hayalet!!!

Fizikçiler maddenin,katı cisimlerin arasından geçebilen yeni bir halini elde etti.Adını <>koydular.
Fiziksel nesnelerin kendilerine has hareketlerini varsayımsal bir atlıkarınca örneği ile izah etmeye çalışalım:Tahta atın üzerinde oturan bir çocuk çarkın dönmesine karşın olduğu yerde hareketsiz kalsın.Diğer yolcuları taşıyan atlar ise zarar vermeden çocuğun içinden geçsin.
Benzer bir örnek,ABD'li fizikçiler Moses Chan ve Eun-Seong Kim tarafından hayata geçirildi.Fizikçiler deneyleri için bir kabı helyum-4 izotopuyla doldurdu.Gaz,25 bar basınç ve üç Kelvin (-270 C)sıcaklığında sabitlenerek donduruldu.
Araştırmacılar söz konusu <>yı önce saat yönüne,daha sonra tam aksi istikamete doğru döndürerek salınım frekansını saptadı.
Helyum daha da soğutulup,katı haldeki asal gaz mutlak sıfır noktasına yalnızca 0,230 Kelvin uzaklıktayken tuhaf bir durum meydana geldi:Cisim,sanki helyum kütlesi azalmışçasına aniden daha hızlı dönmeye başladı.Ancak Chan ve Kim böyle bir olgunun mümkün olamayacağını biliyor.Zira sıcaklığı arttırdıklarında eski rötasyon hızına kavuştuğunu ve kap içindeki madde miktarında azalma olmadığını gözlemlemişler.
Belli bir sıcaklığın altında helyumun bir bölümünün kapla birlikte dönmeye <>açıkça görüldü.Yaklaşık yüzde 1,5'i hareketsiz kalırken,diğerlerinin sabit kalanın içinden geçerek dönmeyi sürdürdüğü gözlendi.
söz konusu etki araştırmacıların dikkatini iki yıl önce çekmişti.Ancak ilk deney bazı spekülasyonlara açıktı.Tereddüt artık ortadan kalktı.Pennsylvania State Üniversitesi'nden iki fizikçi maddenin bu yeni ve anlaşılmayan halini<>terimiyle karşıladı.fizikte<>ve <>önekleri,en küçük parçacıkların kuvantum mekaniğine has özelliklerinin makroskobik etkilerini tarif ederken kullanılıyor.
Chan ve Kim'in deneyi yalnızca atom çekirdeğinde çift sayıda parçacık bulunan helyum-4 izotopunda (iki proton,iki nötron )gerçekleşebiliyor.Fizikçiler bu tür atomları ''bozon'' olarak adlandırıyor.Atom çekirdeğinde çift sayıda parçacık bulunmayan helyum-3 izotopunda ise bu etki oluşmuyor.Nedeni ise bozonların çok düşük sıcaklıklarda <>olarak adlandırılan halde olması.
katı bozonik maddenin nasıl olup da geçirgen özellik kazandığı gizemini koruyor.Ayrıca helyum-4 izotopunun neden yalnızca küçük bir oranının ''süperkatı'' haline geçtiği sorusuna da yanıt bulunabilmiş değil.


Sanal dünya engel tanımıyor.Acaba belirli koşullar sağlandığında fiziki dünyada da gerçekleşebilir mi???
Ben buna neden olmasın dıyorum bi süre sonra duvarlardan geçen insanlar görürsek şaşırmayalım 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

ARKADAŞ KELİMESİ NERDEN GELDİ?

4/5/2006 ·

>>>Eski Türklerde Askerler savaşırken arkadan
>>>gelecek herhangi bir
>>>
>>> > >>>>>saldırıyı kontrol edebilmek için sırtlarını bir
>>>ağaca, kaya veya
>>>
>>> > >>>>>taşa vererek ok atarlarmış Atalarımız genelde
>>>bozkır hayatı
>>>
>>> > >>>>>yaşadıkları için bu sırt dayanan nesne genelde
>>>bir taş ve ya
>>>
>>> > >>>>>kaya olurmuş, yıllar sonra bu sırt dayanan taşın
>>>ismi ARKA-TAŞ
>>>
>>> > >>>>>dan ARKADAŞ şeklinde dilimize yerleşmiş ve bugün
>>>bile
>>>
>>> > >>>>>güvenebileceğimiz bizi arkadan vurmayacak olan
>>>samimiyetine
>>>
>>> > >>>>>güvendiğimiz kişilere verdiğimiz isimdir.
>>>
>>> > >>>>>
>>>
>>> > >>>>>Aşk ve arkadaşlik bir gün yolda karsilasirlar.
>>>Aşk,kendinden
>>>
>>> > >>>>>emin
>>>
>>> >bir
>>>
>>> > >>>>>sekilde sorar; ben senden daha samimi ve daha
>>>cana yakinim sen
>>>
>>> > >>>>>niye varsin ki bu dünyada?
>>>
>>> > >>>>>Arkadaslik cevap verir:
>>>
>>> > >>>>>"Sen gittikten sonra biraktigin gozyaslarini
>>>silmek için...."
>>>Bütün
>>>
>>> > >>>>>sevdiklerinize ithafen sunlari göz önünde
>>>bulundurun:
>>>
>>> > >>>>> *Eger bu sabah hastalikli degil de saglikli
>>>uyanmis iseniz,
>>>
>>> > >>>>>bir hafta sonrasini göremeyecek olan bir milyon
>>>insandan daha
>>>
>>> > >>>>>sanslisiniz.
>>>
>>> > >>>>> * Bir harp tehlikesi ile iskence görmek ihtimali
>>>ile sag kalma
>>>
>>> > >>>>>korkusu ile karsi karsiya degilseniz, 500 milyon
>>>insandan daha
>>>
>>> > >>>>>iyisiniz.
>>>
>>> > >>>>>* Buz
>>>
>>> >dolabinizda yiyeceginiz, üzerinizde elbiseniz,basinizi
>>>
>>> > >>>>>sokup uyuyabileceginiz bir eviniz
>>>
>>> > >>>>>varsa, dunyadaki insanlarin cogundan daha
>>>zenginsiniz.
>>>
>>> > >>>>>* Bankada ve cuzdaninizda para varsa dünyanin en
>>>imtiyazli % 8'i
>>>
>>> > >>>>>arasindasiniz.
>>>
>>> > >>>>>* Anneniz, babaniz sag ise siz bu dünyada nadir
>>>kisilerden
>>>
>>> > >>>>>birisiniz.
>>>
>>> > >>>>>* Bu mesaji okuyabiliyorsaniz bu demektir ki;
>>>Birisi sizi
>>>
>>> > >>>>>düsündü ve bunu gönderdi. Çünkü okuma yazma
>>>bilmeyen 2 milyar
>>>
>>> > >>>>>kisiden biri degilsiniz.
>>>
>>> > >>>>>* Paraya ihtiyacin yokmus gibi calis..
>>>
>>> > >>>>>* Kimse seni üzmemis gibi sev...
>>>
>>> > >>>>>* Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle..
>>>

Yorum (14) Yorum yaz!

BU HİKAYE TAM AB'NİN BİZE YAPTIRDIKLARINI ANLATIYOR!!!

4/5/2006 ·

Hikaye bu ya;

Vaktiyle Ege`nin bir yöresinde tüm çevreyi titreten,
astığı astık, kestiği kestik bir efe varmış. Boylu,
poslu ve çok da yakışıklıymış ama hiçbir kıza gönül
vermediği gibi kızlara bağlanırım diye mümkün mertebe
soygunlar dışında köylerden de uzak durmaya
çalışıyormuş.

Gel zaman git zaman, bizim efe şeytana uymuş ve gece
şehre yalnız inmiş. Şehrin ileri gelen zenginlerinden
bir Rum, efe` yi korkudan evinde ağırlamış.. Zengin
Rum`un güzel ve işveli kızını gören bizim efe de kıza
deli gibi tutulmuş.

Sabah dağa dönen efenin günleri, artık hep kızı hayal
etmekle geçiyormuş. Adamları ile eskisi kadar
ilgilenmediği gibi artık soygunlara da pek iştahlı
katılmaz olmuş. Dağda otoritesinin azalacağından
korkan efe, kızı babasından istemeye karar vermiş.
Öyle ya; Kızın babası zengin.. Evlenip şehre
yerleşirse hayatı da kurtulacak ve dağda ihtiyarlamak
zorunda kalmayacak.

Kızı babasından ister ama kız, ailenin tek kızıdır ve
babasının şartları vardır. Kızın babası "İlk şartım;
Madem benim damadım olacaksın. O zaman bizim gibi
kültürlü, medeni olmalısın. Önce bıyıklarını
keseceksin ve dağda bir ay öyle Efelik yapacaksın.
Sonra diğer iki şartımı da yerine getirirsen kız
senin!" diye şart koşar. Bizim efe celallenir
"Bıyıksız efe mi olur lan?!" diye bağırır, kızar ama
adam Nuh der peygamber demez. Kaçıracak ama kız da
babasının sözünden çıkmamaktadır. Efe ne yapsın? Tek
çare babayı memnun etmekten geçiyor.

Güç de olsa bıyıkları keser. Ama bu kez dağda
otoritesi sarsılmaya başlar.. Adamları " Efem bu ne
iştir?" derler. Efe de bir kıza tutulduğunu ama
babasının bu şartı öne sürdüğünü söylese de adamları
inanmazlar.

Bir ay sonra kızın babasına gider ve ilk şartı yerine
getirdiğini söyler. Kızın babası, bu kez; " Senin
niyetinin ciddi olduğunu anladım. Benim kızım için
çeyiz dizmek gerek. Dağdaki tüm altınlarını bana
getireceksin. Nasıl olsa kızımı aldığında benim
mallarımın tamamı senin olacak." Efe çaresiz dağa
çıkar, adamlarının hisselerine düşen altınları da borç
olarak alır. Sözünde duracağının nişanesi olarak da
tüfeğini arkadaşlarına verir, tabancası ile şehre
gelir. Kızın babasına paranın tamamını verir. Kızın
babası da " Nikah yapılmadan evimde oturamazsın. Söz
yüzüğü takma törenine kadar benim bahçıvanım Yorgo ile
kulübesinde kalırsınız." diyerek efe`yi Yorgo`nun
kulübesine gönderir. Yorgo da çam yarması gibi bir
heriftir ama efe`den çekinir. Yorgo ile efe bir müddet
aynı kulübede yaşarlar.

Aradan bir süre geçtikten sonra efe kızın babasının
karşısına dikilerek; Söz takma töreninin hala niye
yapılmadığını sorar. Kızın babası da "Yarın bir
ziyafet veriyorum. Şehrin tüm ileri gelenleri
katılacaklar. Sen de o toplantıya katılacaksın ve
herkesin önünde benden kızımı istersin. Ben de
herkesin şahitliğinde kızı sana veririm. Kimse bana
kızını korkudan verdi demez." der ve efe de kabullenir
ama arkadan üçüncü şart gelir; "Sen dağda yaşamaktan
insan içine pek çıkmamışsın. Böyle kaba konuşma ve
yürüme ile olmaz. Benim kız sana yürümeyi ve kibar
konuşmayı öğretsin de; bizi törende mahcup etme!" der.


Efe için son şart çok ağır gelmiştir ama kızı almak
için tek yol bu kalmıştır. Kızdan vazgeçse dahi, artık
dağa da çıkamayacaktır. Dağdakiler, alacaklarını
isteyeceklerdir. Çaresiz, son şartı da kabul eder ve
ne kadar ağır gelse de kızdan yürüme, kibar konuşma
derslerini alır..

Akşam konakta büyük bir ziyafet vardır.. Şehrin tüm
ileri gelenleri ile efenin dağdan gelen arkadaşları
toplanmışlardır. Bizim efe de şehirliler gibi giyinir
ama görünüşü, duruşu, konuşması itibariyle artık eski
efe değildir. Yemekte herkes gözlerine
inanamamaktadır. Efe yemek esnasında "Kuşum Aydın "
gibi yürüyerek kızın babasının önüne gelir ve "Ben efe
...... olarak, herkesin şahitliğinde kızınıza
talibim." der.

Kızın babası ise " BENİM İBNE` YE VERİLECEK KIZIM YOK
! " diye kestirip atar.

* * *
Galiba AB yolunda Efe(!) gibi olacağız.

* " Terörle mücadele yasasını değiştirin. " dediler.
Yasayı değiştirdik, terörle mücadele edemez hale
geldik. Artık teröristler, İstanbul`da, Mersinde,
İzmir`de kısacası her yerde yürüyüş yapar hale
geldiler. ( Şu anda, ABD de veya AB de El kaide
yandaşları Usame Bin Ladin resimleri ile gösteri
yürüyüşü yapabilir mi? ) Oysa biz, hala da şehitler
veriyoruz.

* " 48 saatlik gözaltı süreniz uzun kısaltın."
dediler. 24 saate düşürdük. Kendileri ise Londra Metro
saldırılarından sonra 28 güne çıkardılar.

* " İfade özgürlüğünü genişletin ." dediler.
Atalarımıza sövenleri yargılayamazken ( O. PAMUK `un
davasının hangi kanuna dayanarak düştüğünü
açıklayabilecek hukukçu var mı? ) Kendileri Ermeni
soykırımı olmamıştır diyenleri yargılayabiliyorlar.

* " Dil özgürlüğünü genişletin." dediler. Genişlettik,
Kürtçe, Zazaca kursları açtık. Kendileri (Hollanda)
sokakta başka dillerin konuşulmasını yasaklamaya
çalışıyorlar.

* " Her türlü şartı yerine getirseniz dahi, sizin
ülkeniz ve nüfusunuz çok büyük olduğundan son kararda
AB nin hazmetme kapasitesine (İngilizcesi tam bu
anlamı vermiyor ama gazetelerde bu şekilde tercüme
ediliyor.) göre sizi alıp almayacağımıza karar
vereceğiz." diyorlar. Kahin değilim ama yaptıkları
çalışmalara göre, Türkiye AB`nin tahmini müzakere
süreci sonunda küçülmüş iki Devlet veya Federasyon
olacaktır. İnanmayan Sayın Osman DİYADİN` in Ben şehit
miyim, Hain mi?.. adlı kitabını ve bu haftanın (3
Şubat 2006) TEMPO dergisini okusun. Adamlar Diyarbakır
Kürtlerin başkentidir diyebiliyorlar. Artık hangisini
hazmedebilirlerse onu alırlar. (Peki bu kadar
verdiğimiz sivil - asker şehitlerimiz mi? diye
sormayın nasıl olsa onlar Türk` tü (!) )

* "Güney Kıbrıs Rum Kesimi için; Kıbrıs Cumhuriyeti
olarak tanıyın, yoksa giremezsiniz! " diyorlar.
Bizimkiler yakında tanıyacaktırlar. Daha doğrusu
tanımak zorundadırlar. Tanıdığımızda ise; KKTC`den
vazgeçtiğimiz gibi, bağımsız bir ülkenin toprağını da
silah zoru ile 33 sene işgal altında tutmuş
olacağımızdan(!) 33 yıllık işgal tazminatı ödeyeceğiz.
(Louzidiu davası benzeri) Yetmedi; 1973 Barış
harekatında ölen Rum askerleri için dahi tazminat
ödeyeceğiz. Tüm bu tazminatları ödeyebilmek için
herhalde Trakya`yı versek yine ödeyemeyiz. (Ya bizim
şehitlerimiz? diye sormayın nasıl olsa onlar Türk` tü
(!) )

* " Ermeni soykırımını biz tanıdık. Siz de tanıyın,
yoksa giremezsiniz!" diyorlar. Haklı olmamız veya
bizim insanlarımızın soykırıma uğramış olması önemli
değil. Önemli olan onların tanımış olmaları. Yoksa,
"Sizi aramıza almayız." diyorlar. Diyelim ki tanıdık;
bu kez haksız yere katil millet olarak damgalanacak ve
korkunç tazminatlar ödeyeceğiz. Tazminatların peşinden
toprak talebi de gelecek. (Ermenilerce şehit edilen
atalarımız mı? nasıl olsa onlar Türk` tü (!) )

* " Azınlıklar ve Din özgürlüğünde adım atmalısınız! "
dediler. Henüz biz adım atmadan Misyoner radyolarını
kurdular (İstanbul`dan dinlenebilen Müjde FM), her gün
24 saat Hıristiyanlık propagandası yapılıyor. Aynı
derginin (TEMPO) 51. sayfasında da Watch Tower İncil
ve Dua Örgütünün verilerine dayanarak Türkiye`de 1679
Protestan misyonerin görev yaptığını, 243 kişinin
Hıristiyanlaştırılıp vaftiz edildiği belirtiliyor.
Hepimiz bir gecede hıristiyanlaşsak bile bizi
aralarına kabul etmezler.

* " Özelleştirmeleri hızlandırın." dediler. Biz
kıçımızdaki donumuzu bile satmaya kalkışıyoruz.

(Atatürk Samsun`a çıktığında Madenler yabancılarda
idi, Şehir hatları yabancılarda idi, Demiryolları,
sanayii yabancılarda idi. (Hatta T. ÖZAKMAN Şu Çılgın
Türkler kitabında Konya`dan askeri birliği taşıyan
trenin makinistinin Rum olduğunu, Türklere bu işin
öğretilmediğini yazar.)

Artık kesinlikle eminim ki, biz de Efe`nin akıbetine
uğrayacağız..

Yorum (8) Yorum yaz!

« Önceki ::